BİZE ULAŞIN

Mustafa Yeneroğlu: NSU cinayetleri eşsiz ihmaller zinciridir

Almanya’da 8’i Türk 10 kişiyi öldüren Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör hücresinin kendi kendini ifşa etmesinin, başka bir deyişle ortaya çıkmasının üzerinden tam 6 yıl geçti. Geride ise yanıt bulmayan çok sayıda soru ve ihmaller zinciri kaldı.

15 Kasım 2017,15:33
Mustafa Yeneroğlu: NSU cinayetleri eşsiz ihmaller zinciridir

İstanbul Milletvekili, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, ihmalleri ve açıkta kalan sorular hakkında değerlendirmede bulundu. Münih'te 4.5 yıldır devam eden davada sona yaklaşılmış gibi görünse de NSU cinayetlerinin ardındaki sır perdesi henüz aydınlatılamadı. Yeneroğlu, "NSU cinayetleri eşsiz ihmaller zinciridir" dedi.

ELLERİNİ KOLLARINI SALLAYARAK GEZDİLER

"NSU terör örgütünün elini kolunu sallayarak işleyebildiği bu elim cinayetler, Almanya tarihinde eşine rastlanmayan ilgisizliği, ihmalkârlığı ve ayıplarıyla skandallar zinciri olarak tarihe geçmiştir" değerlendirmesi yapan Yeneroğlu, "Zira cinayetlerin failleri olarak yıllarca kurbanların yakınlarından şüphelenilmiş, aileler suçlu muamelesi görerek töhmet altında bırakılmış, cinayetlerdeki ırkçı boyut ise hiçbir şekilde dikkate alınmamıştır. Cinayetler mafya, uyuşturucu, aldatma vakası olarak görülmüş ve sergilenen bu tavır ailelerde ciddi travmalara sebep olmuştur. Medya organları ise hadiseleri kamuoyuna aşağılayıcı bir şekilde "döner cinayetleri" olarak duyurmuştur" diye konuştu.

Örgüt; 2000-2007 yılları arasında Nürnberg'de Enver Şimşek, Abdurrahim Özüdoğru ve İsmail Yaşar, Hamburg'ta Süleyman Taşköprü; Münih'te Habil Kılıç, Rostock'ta Mehmet Turgut, Dortmund'ta Mehmet Kubaşık ve Kassel'de Halil Yozgat adlı en genci 21, en yaşlısı 50 yaşında olan 8'i Türk biri Yunan ve bir Alman polis memurunu acımasızca katlettiğini vurgulayan Yeneroğlu, "Olayların ardından; 9 Eylül 2000 tarihinde, Nürnberg şehrinde infazı andıran bir şekilde öldürülen Enver Şimşek'in eşi polis tarafından kocasını öldürtmekle suçlanmıştır. 27 Haziran 2001 tarihinde, yakın mesafeden iki farklı silahtan kafasına sıkılan üç kurşunla katledilen Süleyman Taşköprü'nün ailesine, oğullarının muhtemelen uyuşturucu mafyası tarafından öldürüldüğü söylenmiştir" şeklinde değerlendirme yaptı.

YABANCI DÜŞMANLIĞINI GÖRMEDİLER

Yeneroğlu'nun, diğer cinayetler ve NSU davası hakkındaki görüşleri şöyle;

25 Şubat 2004 tarihinde, Doğu Almanya'nın Rostock şehrinde, yine kısa mesafeden kafasına sıkılan kurşunlarla katledilen Yunus Turgut olayında, birçok olasılık üzerinde durulmuş, yabancı düşmanlığı kimsenin aklına gelmemiştir. 9 Haziran 2004 tarihinde, Köln'ün "Küçük İstanbul" olarak da adlandırılan, Türklerin yoğun olarak bulunduğu bir alışveriş caddesinde patlayan bomba sonrasında 22 kişi yaralanmış, caddedeki esnafın verdiği bilgiler ve kamera görüntülerinde faillerin açık tenli olduklarının belirlenmesine ve diğer olaylardaki faillerin eşkâlleriyle örtüşmesine rağmen, çok kısa zamanda hem savcılık hem siyaset olayın sağ terör eylemi olabileceğini kategorik olarak reddetmiş ve tesadüf olarak nitelemiştir.

Bugünün Dışişleri Bakanı Sosyal Demokrat Parti'nin eski Genel Başkanı Sigmar Gabriel, yaşananları "Cinayetler Müslümanlar tarafından işlense ve ölenler Alman olsaydı, tüm caddeler kapatılır, helikopterlerle devletin tüm birimleri en yüksek mertebede harekete geçirilirdi" şeklinde yorumlamıştır. Savcılık, 4 Nisan 2006 tarihinde öldürülen Mehmet Kubaşık'ın eşine, kocasının haraç mafyası tarafından ya da kumar borcu veya bir kadınla olan ilişkisinden dolayı öldürülmüş olabileceğini, hatta bizzat kendisinin azmettirmiş olabileceğini söylemiş, Theodoros Boulgarides adındaki Yunan vatandaşı hakkında ise Batı Trakya'da doğmuş olması sebebiyle Türk mafyası tarafından katledilmiş olabileceği yazılmıştır.

CİNAYET MAHALLİNDE İSTİHBARAT AJANI

Diğer yandan NSU cinayetleriyle ilgili sorular, iç istihbarat birimlerinin rolü bakımından daha da çoğalmaktadır: 6 Nisan 2006 tarihinde, Halit Yozgat'ın Kassel şehrinde kendisine ait internet kafede öldürülmesinden sonra, Hessen Anayasa Koruma Dairesi'nin bir ajanının olay mahallinde bulunduğu, olayın hemen akabinde tespit edilmişti. Söz konusu kişi, olaydan sonra polise şahit olarak ifade vermeyen tek kişi olunca harekete geçen emniyet birimleri, şahsı gözaltına aldıklarında, bu kişinin Hessen Eyaleti Anayasayı Koruma Dairesi'nin o dönemde kadrolu irtibat personeli olduğu belirlenmiş ve aynı gün serbest bırakılmıştı. Şahsın evinde yapılan incelemelerde Adolf Hitler'in "Kavgam" adlı, yasaklı eserinden bölümler ve seri cinayetler konusunda kitaplar bulunduğu gibi, yaşadığı kasabada tanınan ve "Küçük Adolf" lakabıyla çağrılan biri olduğu da ortaya çıkmıştı.

Cinayetlerle ilgili bulgular sağcı terörün işin içinde olduğunu o kadar doğrular nitelikte olmasına rağmen soruşturmaların bu doğrultuda yoğunlaştırılmayışının sebebi izah edilememektedir. Cinayetlerin Almanya geneline yayılabilmiş olması, federatif yapı dolayısıyla var olan toplam 16 Eyalet Kriminal Dairesi ve Anayasa Koruma Dairesi'nin ilgisizliğinin de ötesinde skandalın boyutunu göstermektedir.

DOSYAYA 120 SENE GİZLİLİK KARARI

Diğer taraftan 120 sene kamuoyundan saklanacak bir dosyanın, NSU'nun 1992-2012 arası Hessen'deki Neonazi akımlarıyla bağlantılarına dair 30 belge içerdiği söyleniyor. NSU'nun cinayet yerlerini nasıl seçtiği ve yerel Neo-Nazi gruplarından nasıl destek aldığını ifşa edebilecek bu dosya, NSU'nun bilinen son cinayeti olan Halit Yozgat cinayetini de aydınlatabilecek nitelikte olmasına rağmen ancak 120 sene sonra açılabilecek. Yani NSU cinayetleriyle ilgili ihmali bulunanların, hatta olası suçluların hayatlarını kaybetmesinden çok daha sonra.

NSU'NUN ORTAYA ÇIKIŞI

Irkçı terör örgütü NSU'nun varlığı 4 Kasım 2011 tarihinde örgütün iki üyesi Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt'ın cesetlerinin, yaptıkları bir banka soygunun ardından doğu Almanya Eisenach'ta yanmış bir karavanda ölü bulunmasıyla ortaya çıktı. İntihar ettiği tespit edilen Mundlos ve Böhnhardt'ın ölümünden sonra örgütün üçüncü üyesi Beate Zschaepe de kaldıkları evi ateşe verdi ve 8 Kasım 2011'de Jena'da polise teslim oldu.

MERKEL SÖZÜNÜ YERİNE GETİRMEDİ

Örgütün ortaya çıkmasıyla beraber NSU'nun, Almanya iç istihbarat birimi "Anayasayı Koruma Dairesi" ajanlarıyla bağlantılarının tespit edilmesi de ülkede bir deprem etkisi yarattı. Bu olayın ardından Başbakan Angela Merkel NSU kurbanlarının yakınlarına cinayetlerin aydınlatılması sözünü verdi. Bu söz, 8'i bizim yurttaşlarımız olmak üzere 10 kişiyi öldüren bu eli kanlı terör örgütünün kendisini açığa çıkartmasının 6. yılında hâlâ yerine getirilebilmiş değildir.

DAVA SÜRECİ VE ŞÜPHELİ GELİŞMELER

Alman makamları, örgüt ile ilgili yargı sürecini 2013 yılında başlatmıştır. NSU'nun hayatta kalan tek üyesi olduğu söylenen Beate Zschaepe, 6 Mayıs 2013'te yargı önüne çıkarılmış ve örgüt, işlediği 10 cinayetin yanı sıra, 2 bombalı saldırı ve 15 banka soygunu gerçekleştirmekle suçlanmıştır. Dava kapsamında; savcılık, mütalaasında baş sanık Zschaepe'nin NSU'nun tüm eylemlerinde suç ortağı olduğunu ve ömür boyu hapis cezası verilmesi istedi. Suç ortakları Ralf Wohlleben ve Andre E. için 12'şer yıl, Holger G.'ye 5, Carsten S.'ye de 3 yıl hapis cezası talep edildi.

Dava kapsamında 387 duruşma geride kaldı, yüzlerce tanık ve çok sayıda bilirkişi dinlendi. Örgütün arkasındaki sır perdesi hâlâ çözülmemişken; dava süreci bugüne kadar ani ölümlere ve esrarengiz olaylara da sahne oldu. Bu süreçte en az 6, bazı verilere göre 8 şahit tuhaf bir biçimde öldü. Cinayetlerle ilgili dosyaların imha edilmesi, tanıkların birden bire hastalanarak ölmesi ya da intihar etmesi, akıllara birçok soru işareti getirmektedir.

KOMİSYONLARIN BULGULARI

Bugüne kadar oluşturulan Federal Meclis ve Eyalet Meclislerindeki araştırma komisyonları ve gazeteciler mahkemenin kendisinden çok daha fazla bulguya ulaşmış, NSU çetesine dair bilinmeyen birçok veriyi ortaya çıkarmıştır.

Komisyonların ortak şüphesi; örgütün, daha geniş bir ırkçı ağ tarafından desteklendiği yönündedir. Bulgular arasında, Federal ve Eyalet düzeyinde sorumlu devlet dairelerinin, emniyet güçleri ve istihbarat birimlerinin ciddi ihmali ve kabul edilemez hatalar yapmış olmaları yer almaktadır.

TANIKLAR DİKKATE ALINMADI

Öte yandan cinayetlerin güvenlik güçleri tarafından araştırılması esnasında; ırkçı motivasyona işaret eden tanık ifadeleri ciddiye alınmamış, tanıkların söyledikleri yeterince değerlendirilmemiş ya da önemsiz görülerek çok geç dinlenmiştir. Aranan 3 sanığın senelerce devletten nasıl saklandığı ve nasıl finanse edildikleri gibi hususlar hiçbir şekilde araştırılmamıştır. Ayrıca örgütün arkasındaki karanlık bağlantılar ve aşırı sağcı akımları izlemekle görevli muhbirlerin destek ve işbirliğini ortaya çıkarmak yerine deliller yok edilmiş ve bunun bilinmesine rağmen bu hukuksuzluğun/delil karartmanın üzerine gidilmemiştir. Aynı zamanda siyasilerin gereken sorumluluğu göstermeyip, cinayetlere olan ilgisizliği ve konu üzerinde yeterince durmamaları NSU'nun bunca sene ortaya çıkarılamamasında oldukça etkili olmuştur.

Tüm bu yaşananların görmezden gelinmesi kurumsal ırkçılıkla etkin bir şekilde mücadele edilmesinin önüne geçmiş, Alman makamlarında ve toplumunda bu kronik soruna karşı ciddi bir körleşmeyi de beraberinde getirmiştir.

120 KİŞİLİK BİR ŞEBEKE

Federal Meclis Araştırma Komisyonu Başkanı Clemens Binninger bile açıklamalarında; muhbirlerin, aşırı sağcı çevrelerde para karşılığında yetkililere bilgi veren kişiler olduğunu ve NSU üçlüsünün etrafında en az 120 kişilik bir aşırı sağcı şebeke olduğunu düşündüğünü söyleyerek bu konudaki şüphelerini vurgulamıştır.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER IRKÇILIKLA MÜCADELE KOMİSYONU'NUN UYARISI

Almanya'da yaşanan kurumsal ırkçılık 2015'te Birleşmiş Milletler Irkçılıkla Mücadele Komisyonu'nun Almanya'yı NSU konusunda ciddi bir şekilde uyarmasına sebep olmuştur. Komisyon, ayrıca NSU cinayetlerini işleyen katillerin yıllarca "İnsan öldürmek yabancıların kültüründe var" anlayışıyla faillerin göçmenler arasında aranmasını "dehşet verici" olarak tanımlamıştır. Ayrıca BM, Almanya'da kurumsal ırkçılıkla mücadelede bağımsız bir şikâyet başvuru merkezi kurulması ve aynı zamanda insan hakları konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarına da şikâyet etme hakkı tanınması hususunda tavsiyede bulunmuştur.

AYDINLATILAMAYAN SORULAR

İlk cinayetin üstünden 17 yıl, örgütün deşifre olmasının üstünden 6 yıl, dava sürecinin başlamasının üstünden ise 4.5 yıl geçmişken bugün hâlâ Almanya'daki ırkçı NSU cinayetlerinin arkasındaki sır perdesiyle ilgili yeterli bilgiye sahip değiliz. Bu süreçteki karanlık noktalar ise şöyledir:

Anayasayı Koruma Dairesi'ne bağlı ajanların söz konusu terör olaylarında somut olarak ne gibi rolleri vardı? Bu olaylara bizzat katıldılar mı, destek mi oldular ya da Neo-Nazileri gizlediler mi?

Kriminal dairelerdeki analistler ilk katliamlardan sonra olayları radikal sağın eseri olarak deşifre ederken, neden ciddiye alınmadılar? Olaylarda Federal Kriminal Daire ve Eyalet Kriminal Dairelerinin rolü neydi?

Teröristlere destek için para toplanması, Jena, Rudolfstadt ve başka şehirlerde konser düzenlettirilip, elde edilen gelirlerin istihbarat elemanları aracılığıyla yine teröristlere ulaştırılması ve bu üçlünün zamanında nerede saklandığının birçok kişi tarafından bilinmesine rağmen bugün bu konularla ilgili bulguların üzerine neden gidilmiyor?

Yine 2000'li yıllarda cinayetler daha devam ederken Neonazi müzik gruplarının meşhur "Döner Katilleri" şarkısını konserlerinde dinleyicilerle beraber söylerken istihbarat birimlerinin neden bu meseleleri takip etmedi?

Irkçı parti NPD'nin (Almanya Milliyetçi Demokrat Parti) yasaklanma davasında Anayasa Mahkemesi davayı usulden şu gerekçelerle reddetmişti: Partinin ırkçı eylemlerine vesile olan birçok şey devlet ajanları tarafından gerçekleştirilmişti! Partinin her 7 yöneticiden birisinin iç istihbaratın ajanlarından biri olduğu ortaya çıkmıştı! Bu durumda Anayasa Mahkemesi "Bu fiilleri ırkçılar mı gerçekleştiriyor yoksa devletin elemanları mı gerçekleştiriyor net değil" gerekçesiyle ırkçı parti NPD'nin kapatılması davasını reddetmişti. Yine 2011 senesinde NPD'nin 350 yöneticisinden takriben 100 kadarının istihbarat personeli olduğu emniyet birimleri tarafından söylenmekteydi.

Tüm bunlar yaşanırken ya da bilinirken ilgili makamlar ne yapıyordu?

NSU terör örgütünün işlediği suçlar ile ilgili yapılan soruşturmalardaki kurumsal ırkçılık, muhbirlik sistemi, istihbarat ve emniyet birimleri ile NSU arasındaki ilişkiler üzerine olan tartışmaların eksikliği olayların aydınlığa kavuşmasını bugün dahi engellemektedir. Örgütün sadece üç kişiden ibaretmiş gibi gösterilmesinin toplum nezdinde hiçbir inandırıcılığı yoktur. Almanya, bu süreçte özellikle Şansölye Merkel'in verdiği sözleri yerine getirmemiştir.

KURUMSAL IRKÇILIKLA MÜCADELE ŞART

Gerçek ilişki bağları ortaya çıkarılmadığı sürece bu elim ırkçı olayların tekrarlanması imkânsız değildir. Resmî rakamlara göre; Almanya'da günde ortalama iki İslamofobik saldırının gerçekleşmesi de bunun bir göstergesidir. Gelecekte Almanya'da yeni utançların yaşanmaması için kurumsal ırkçılıkla ülke çapında etkin mücadele edilmesi gerekmektedir. Münih'te devam eden NSU davasıysa milyonlarca göçmenin yaşadığı Almanya'da, devleti bu kapsamda bir adım öne veya geriye götürecek önemli bir sınavdır ve sonucu Almanya'nın ırkçılıkla verdiği imtihan açısından uzun yıllar belirleyici olacaktır.

Seneler boyunca evlatlarının, eşlerinin, babalarının cinayetlerinde pay sahibi olmakla suçlanmış insanlar, her şeyden de öte bütün Alman kamuoyu NSU cinayetlerinin arkasındaki sır perdesinin aralanmasına ihtiyaç duyuyor. Son olarak, NSU'nun öldürdüğü insanlar, anavatanları Türkiye'ye defnedildi. En çok da, bugün NSU cinayetlerinin kurbanlarını bağrında barındıran Türkiye'nin NSU'nun hiçbir soru açıkta kalmayacak şekilde aydınlatılmasını isteme hakkı var.