BİZE ULAŞIN

'İtalya'da öncelik erken seçim değil koalisyon'

Johns Hopkins Üniversitesi Avrupa ve Avrasya Çalışmaları Direktörü Prof. Jones, İtalya'da öncelikli olasılığın erken seçim değil koalisyon hükümeti kurmak olacağını ancak ihtimallerin çok kısıtlı olduğu belirtti.

08 Mart 2018,14:45
İtalyada öncelik erken seçim değil koalisyon

Johns Hopkins Üniversitesi (SAIS) Avrupa Çalışmaları ve Uluslararası Politik Ekonomi Öğretim Üyesi ve Avrupa ve Avrasya Çalışmaları Direktörü Prof. Erik Jones, İtalya'da 4 Mart Pazar günü yapılan genel seçimin sonuçları ile ülkenin siyasi ve ekonomik sistemine ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulundu.

İtalya'nın "ilk cumhuriyet" döneminin (1946-1994) "Hristiyan demokratların" hükümette, "komünistlerin" de muhalefette siyaseti sürdürerek geçtiğini anlatan Jones, zaman geçtikçe siyasi sisteme yeni partilerin katıldığını söyledi.

"İlk cumhuriyet" döneminin sonunda siyasette 5 partili koalisyon modelinin başladığını belirten Jones, yine de "Hristiyan demokratların" hükümetteki en önemli parti konumunda kaldığını aktardı.

"İkinci cumhuriyet" döneminde (1994'ten bugüne) ise merkez sağ ve merkez sol arasında iktidarın el değiştirdiğini belirten Jones, çok partili hükümetlerin kurulduğunu ve birçoğunun ayakta kalmayı başaramadığını dile getirdi.

"MERKEZCİ PARTİLER YENİ HÜKÜMETTE ÖTEKİLEŞTİRİLEBİLİR"

Jones, "Şu an meçhul bir durumdayız. Her ne kadar bazı yorumcular 5 Yıldız Hareketini (M5S) Demokrat Partinin (PD) varisi olarak tanımlamaya çalışsa da M5S ne sağ ne de sol. Lig merkezci bir parti değil, kesin bir biçimde sağcı. Hatta birçok yönüyle İtalya'nın Kardeşlerine, Silvio Berlusconi'nin merkez sağ partisine (Forza Italia) olduğundan çok daha yakın. Bu bakımdan hiçbir şekilde merkeze ulaşabilen bir koalisyon kurmanın imkanı yok, sorun da bu. Hatta, merkezci partilerin yeni hükümette ötekileştirilmesi bile olası." dedi.

M5S ve Lig'in programlarında bütün siyasi görüntüyü bambaşka bir yöne çevirebilecek ortak noktalar bulunduğuna dikkati çeken Jones, PD'nin düşüşü sürerse "Polonya veya Macaristan'daki gibi geleneksel merkez-solun siyasi tartışmalarda tamamen yok sayılabileceği" bir durumla karşılaşılabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Jones, alternatif olarak da İtalya'nın "Hollanda gibi siyasi mesafelerin umutsuz şekilde parçalanabileceği" bir yöne doğru gidebileceğine işaret etti.

"HÜKÜMETİN KURULMASI TERCİH EDİLEN SEÇENEK OLACAKTIR"

Amerikalı akademisyen, geçiş döneminin istikrarsız olduğunu ancak gelecekteki kalıcı durumun daha önce görülmemiş bir şey olabileceğini söyledi.

Erik Jones, seçimin ardından izlenecek sürece ilişkin şunları kaydetti:

"M5S beklendiği gibi en büyük siyasi parti olarak ortaya çıksa da, merkez sağ net bir şekilde bu seçimin galibi oldu. Şimdi meydana gelecek koalisyonu görmemiz gerekiyor. İtalya'nın herhangi bir hükümetin kurulabilmesi için fikrinden cayacağından şüpheliyim. Kamuoyunun siyasi partilere bakış açısında, tekrar seçim yapılırsa farklı bir sonuç çıkacağına dair herhangi bir değişiklik görmüyorum. Bu yüzden de hükümetin kurulması tercih edilen seçenek olacaktır. Bu noktada da ihtimaller oldukça kısıtlı. Ya M5S ya da Lig hükümette mutlaka yer alacaktır. Eğer birlikte koalisyonu kurmazlarsa, PD ve merkez-sol partileriyle birlikte yürümeleri gerekecek. İşte bu da nispi sistem içindeki üç kutuplu siyasi atmosferin insafsız mantığı."

"KÖTÜ EKONOMİ, SİYASETTE İSTİKRARSIZLIĞI BESLİYOR"

İtalya'nın ekonomik durumuna da değinen Jones, ülkenin ekonomik performansı ve siyasi istikrar arasında ayrılmaz bir nedensel ilişki bulunduğunu aktardı.

Jones, "Şu an kötü ekonomik performans, siyasette istikrarsızlığı besliyor, tam tersi değil. Ama uzun vadede bakarsak, siyasi istikrarsızlığın da kötü ekonomik durumdan sorumlu olduğunu söyleyebiliriz." diye konuştu.

Hükümetlerin ömürlerine bakıldığında, ikinci cumhuriyet döneminin ilkinden siyasi olarak daha istikrarlı olduğunu kaydeden Jones, ancak şaşırtıcı şekilde, bazı kısa ömürlü hükümetlerin ülkede en önemli reformları da gerçekleştirenler olduğunu belirtti. Jones, Berlusconi'nin merkez sağ koalisyonu gibi uzun ömürlü hükümetlerin, reform yasalarını geçirmekte "yetersiz" kaldığını ifade etti.