Anadilini yaşatmak, beslemek vemuhafaza etmek her toplumun entemel hakkı. Bu hak Almanya’daki Türkler için de geçerli. Bu hakkın bırakın engellenmesi, tartışma konusu olması bile kabul edilemez. Ancak Almanya’da Türkçe’nin algılanış biçiminde ciddi bir hata var. Türkçe’nin korunması için gösterilen gayretler, Türkçe’yi Almanca’ya karşı alternatif olarak sunma gayreti olarak anlaşılıyor. Böyle bir kanaatin olusması Türkçe konusunun gereksiz yere siyasi bir malzeme hale gelmesine neden oluyor. Anadili koruma gayretinin, Almanca’yı önemsememekle bir alakası yok. Anadilini iyi bilenlerin Almanca’ya daha iyi hakim oldukları artık kimsenin inkar edemeyecegi bilimsel bir gerçek. Bunu ötesinde etnik kökenine yeterli saygı gösterilmediğin düsünenler, bu kökene tepkisel olarak daha fazla sahip çıkıyorlar. Daha iyi Almanca ögrenilsin diye Türkçe’yi dikkate almak istemeyenler bu noktayı gözden kaçırmamalıdır. Zor bir denklem değil Türkçe’nin yasaması gazete olarak bizim varlığımızla direk alakalı. Ancak Türkçe’nin yaşamasını Almanya’da Türkiye’yi yasamakla karıştırmamak gerekiyor. Kültürümüze sahip çıkalım derken, kendimizi kültürel gettolara hapsetmek anlamı degil. Içinde yaşadığımız toplumda hak ettigimiz yeri aldığımız müddetçe kültürel kimligimizi korumamızın bir anlamı var. Kendi kimligimizi koruyalım derken hayatın dışında kalıyorsak, bir yerlerde hata yapılıyor demektir. Bir ülkede kültürel anlamda azınlık olmanın farkı da iste burada yatıyor. Türk kültürü adına ideal olmayan şartlarda kültürel varlığımızı sürdürebilmek, ancak bunu yaparken de kendi kendimizi toplum dışına itmemek. Kültürel kökenimizin ifade aracı Türkçe, içinde yaşadıgımız kültürün ifade aracı ise Almanca. Aslında hiç de zor olmayan bir denklem. Almanca bizler için bir mecburiyet. Ancak bunun için Türkçe’yi unutmamız gerekmiyor.
Diğer Mikdat Karaalioğlu Köşe Yazıları


